Raporlar

Hukuk Profesyonellerinin Tanık Belleği Konusundaki Farkındalıkları

Tanık belleğinin hatalara açık olduğu, psikoloji ve adli bilimler literatüründe uzun süredir ortaya konulmuş bir bulgudur. Ancak bu bilimsel bilginin hukuk profesyonellerine — hâkimler, savcılar ve avukatlar — ne ölçüde ulaştığı ve onların tanıklığı değerlendirme biçimlerini nasıl etkilediği önemli bir tartışma konusudur.

Bu konuda yapılan araştırmalar, hukuk uygulayıcılarının tanık belleğini etkileyen faktörler hakkında sınırlı bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. Wise ve Safer’ın (2004) hâkimler ve savcılar üzerinde yürüttüğü çalışma, birçok hukuk profesyonelinin tanığın güven düzeyi ile ifade doğruluğu arasında güçlü bir ilişki bulunduğuna inandığını ortaya koymuştur. Benzer şekilde, Kassin ve arkadaşları (2001), polisler, savcılar ve avukatların tanık beyanlarının güvenilirliği ve yanıltıcı bilgi etkisi gibi temel psikolojik bulgular hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını göstermiştir.

Araştırmalar ayrıca hukuk profesyonellerinin stresin tanık hafızasını güçlendirdiğine dair yaygın bir inancı paylaştıklarını, oysa deneysel çalışmaların çoğu durumda yüksek stresin hatırlama doğruluğunu azaltabildiğini ortaya koyduğunu göstermektedir (Deffenbacher ve ark., 2004). Kanada’da polis memurları ve hâkimlerle yapılan bir çalışmada da benzer biçimde, profesyonellerin insan hafızasının kırılganlığına ilişkin psikolojik bulgulara aşinalıklarının düşük olduğu ve tanığın güven düzeyini doğruluğun güçlü bir göstergesi olarak değerlendirme eğiliminde oldukları tespit edilmiştir (Yarmey, Jones & Marsh, 1991).

Farklı ülkelerde yürütülen çok sayıda çalışma da bu sorunun uluslararası ölçekte benzer biçimde ortaya çıktığını göstermektedir (Magnussen ve ark., 2013). Bu araştırmalar, hukuk profesyonellerinin tanıklığı değerlendirirken çoğu zaman bilimsel araştırmalardan ziyade sezgisel değerlendirmelere ve mesleki deneyime dayandığını ortaya koymaktadır.

Türkiye’de ise yargı kararlarında tanık beyanının güvenilirliğinin çoğu zaman hâkimin mesleki tecrübesine dayanarak değerlendirildiği görülmektedir. Nitekim Yargıtay kararlarında, tanığın yanılgıya düşebileceği kabul edilmekle birlikte beyanın sağlamlığının hâkimin tecrübesi doğrultusunda değerlendirileceği ifade edilmektedir (Yargıtay 6. CD, 2015/6610 E., 2015/46143 K.).

Ancak Türkiye’de yapılan bir araştırma, hâkimlerin tanık belleğini etkileyen faktörler konusunda yeterli farkındalığa sahip olmadığını ve tecrübeye dayalı bazı değerlendirme ölçütlerinin bilimsel bulgularla çelişebildiğini göstermiştir (Tokuzlu, 2006). Özellikle tanığın kendine güveninin doğruluğun güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilmesi, psikoloji literatüründeki bulgularla uyumlu değildir (Wells & Olson, 2003).

Çalışmaya katılan avukatların ise görgü tanıklarının belleğini etkileyen faktörler hakkındaki farkındalıklarının hakimler, savcılar ve meslekten olmayanlar kişilerden daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Fakat diğer ülkelerdeki çalışmalara benzer şekilde konu hakkında en bilgili grup olan avukatların bile yeterli bilgiye sahip olmadıkları görülmektedir (Tokuzlu, 2006). 2023 yılında tarafımızca Gaziantep örnekleminde benzer bir farkındalık araştırması gerçekleştirilmiştir (Aydın, Polat ve Aydın, 2023). 

Gaziantep Barosu Stajyer Avukatlarının Görgü Tanıklığının Doğruluğunu Etkileyen Faktörler Hakkındaki Farkındalıkları

Gaziantep Barosuna kayıtlı stajyer avukatların performansının, İtalyan ve ABD’li meslektaşlarının gerisinde, ABD’li savcı ve hakimlerin ilerisinde, Norveçli hakimlere yakın olduğu tespit edilmiştir. Bu noktada ABD’li savunma avukatlarının %78 ile en iyi performansı sergilediklerini görüyoruz. Tüm sonuçlara baktığımızda İtalyan savunma avukatlarının %73, Norveçli hakimlerin %66, Gaziantep Barosuna kayıtlı stajyer avukatların %61, ABD’li yargıçlarının %57, ABD’li savcıların %47 oranlarında genel doğruluk performansına sahip olduğu görülüyor.

Ayrıca ABD’li yargıç ve savcıların diğer hukukçulara kıyasla en düşük doğruluk performansına sahip olması Tokuzlu tarafından (2006) İstanbul örnekleminde yapılan çalışma ile de paralellik göstermektedir. Çalışmalar, hakim ve savcıların tanık ifadelerini değerlendirirken kullandıkları subjektif kriterlerin yanlış kararlar vermelerine neden olma tehlikesini ortaya koymaktadır. Stajyer avukatların genel başarı ortalaması çok yüksek seviyede olmasa da deneyimli hukukçularla yapılan çalışmalarla kıyaslandığında başarılı oldukları görülmektedir. Bu bağlamda sonuçlar, bilimsel bilgi olmaksızın sadece mesleki tecrübe ile oluşturulan karar verme kriterlerinin güvenilir olmadığına ve yanlış kararlar verilmesine neden olabileceğine işaret eden destekleyici bir bulgu olarak da öne çıkmaktadır.  

Sonuç olarak, araştırmalar hukuk profesyonellerinin görgü tanıklarının belleğini etkileyen faktörlere dair bilgi düzeylerinin sınırlı olduğunu ve bu sınırlılığın maddi gerçeğin ortaya çıkarılamaması ve yanlış mahkûmiyet riskini artırabileceğini göstermektedir. Tanık biliminin gelişmesi ile artık genel kabul gören bulguların, yalnızca mahkeme salonları için değil, aynı zamanda hukuk eğitim müfredatları, meslek içi eğitim programları ve bilirkişilik standartları için de dikkate alınması gereken temel taşlar hâline geldiği görülüyor.