Polisiye drama dizileri bizlere adli olayların, laboratuvar ortamlarında bilgisayar destekli analizler yapan beyaz önlüklü çalışanlar ve çekici dedektifler sayesinde çözüldüğünü gösterse de, bu tablo gerçekte bir soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü tam olarak yansıtmaz. ABD’deki sistemden farklı olarak, Türkiye’de soruşturmalar savcılık tarafından yürütülür; ancak tüm dünyada olduğu gibi, adli olayların çoğu, ihbar üzerine olay yerine giden ve mağdurlara ya da tanıklara “Ne oldu?” sorusunu yönelten polis memurlarının inisiyatifi doğrultusunda ilerler. Tanıklarla kurulan ilk temas ise, çoğu zaman soruşturmanın yönünü belirler.
Dünya genelinde yapılan çok sayıda araştırma; hatalı mahkûmiyetlerin başlıca nedeninin tanık hataları olduğunu ve her yıl işlenen cinayetlerin neredeyse yarısının benzer sorunlar nedeniyle aydınlatılamadığını göstermektedir. Bu kapsamda yapılan çalışmalar sorunun temelinde bireysel bellek hatalarından ziyade; soruşturma görevlilerinin tanıklarla kurduğu bozucu etkileşimler ile hukukçuların tanık belleğini etkileyen bilişsel süreçlere ilişkin farkındalık eksiklikleri olduğuna işaret etmektedir. Bu bakış açısı doğrultusunda, sorgulama tekniklerinden teşhis dizilerine kadar, resmi personelin tanıklarla temas ettiği tüm aşamalar yeniden değerlendirme konusu hâline gelmiştir.
Bizim çalışmalarımızın temelleri de benzer bir hikayeye dayanıyor. Türkiye’de takip ettiğimiz veya dolaylı olarak inceleme fırsatı bulduğumuz toplumsal nitelikli ceza davalarında, soruşturmacıların tanıklar üzerindeki bozucu yaklaşımlarına ek olarak; hakimlerin, tanıklığa ve delil değerine dair geliştirdiği objektif kriterler olmadığını fark ettik. Ceza davalarının neredeyse tamamında tartışma konusu olan bu ispat aracına dair çağdaş kriterlerin ne olduğu bir araştırma konusu olarak önümüzde duruyordu. Yaptığımız sorgulama bizi yaklaşık bir asırdır gelişen, özellikle son elli yılda bilimsel temelleri sağlamlaşmış ve ceza yargılaması pratiğine dahil olmaya başlayan bir literatüre götürdü. İnsan belleğinin nasıl çalıştığını, hangi faktörlerden etkilendiğini ve bu bilgilerin tanıklığın değerlendirilmesine nasıl kullanılabileceğini araştıran psikoloji ağırlıklı disiplinlerarası bir çalışma alanı: “Tanık Bilimi”
Elbette Türkiye’deki Hukuk Fakültelerinin eğitim müfredatlarına bu literatürün kırıntılarının dahi ulaşmadığını söylememize gerek yok fakat araştırmaya başladığımız yıllarda psikoloji alanında yapılan çalışmaların dahi oldukça sınırlı sayıda olduğunu gördük. İlk iş olarak soruşturma ve yargılama süreçlerinde sıklıkla karşılaştığımız durumları akademik araştırma ortamında yeniden tasarladık ve sorunun nerede olduğunu ortaya koyan klasik araştırmalar ile işe başladık.
Devam eden yıllarda bu çalışmalarımız Türkiye’nin birçok bölgesinde, barolarda ve hukuk kurumlarında verdiğimiz mesleki eğitimlere dönüştü. Yüzlerce avukatla, hatta konuya ilgi duyarak baro eğitimlerine katılan hâkim ve savcılarla, tanık belleğini etkileyen faktörler üzerine çalıştık. Bilimsel standartlara göre yapılandırılmış tanık sorgusu pratikleri yaptık ve toplanan beyanların nasıl analiz edilmesi gerektiği üzerine birlikte düşündük. Tüm bu süreç boyunca, tanıklığa dair bilimsel farkındalık artsa da, bellek araştırmalarının tek başına yanıtlayamadığı pek çok yeni soru işaretinin biriktiğini fark ettik.
Bu doğrultuda, hukukçulara, psikologlara, adli bilim uzmanlarına, ceza adalet sisteminde görev alan personellere ve tanıklığın yargılamadaki rolünü anlamak isteyen geniş bir okur kitlesine hitap etmeyi amaçlıyoruz. Çalışmalarımızın yalnızca akademik bir katkı olarak kalmamasını; mesleki farkındalığı güçlendirmesini, soruşturma süreçlerini şeffaf ve denetlenebilir kılacak düzenlemelere zemin hazırlamasını, ceza yargılamasında adil ve eleştirel bir bakış açısının gelişmesine katkı sunmasını hedefliyoruz.
En azından bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Tanık Bilimi
Çalışma Ekibi